Aşağı Emirler Köyü Web Sitesi  
   
Tarihçe Gelenekler Görenekler Geçim Kaynakları Arazi İklim Soyadlar Lakaplar Meslekler Köy Vakfı Köye Ulaşım Köyden Fotolar Emirdede Türbesi



Gelenek ve Görenekler

Kökenimiz OrtaAsya da yaşamış Türklere kadar dayandığından birçok adet Türk-İslam ortak sentezi sonucu bu günlere kadar süregelmiştir. Son 30-40 yılda birçok örf ve adet değişikliğe uğramıştır.

Devam eden bazI örf ve adetlerimiz:
Gelenek Bir mecliste olsun, gündelik yaşamda olsun büyüklerin üst tarafına geçilip oturulmaz, yürürken yaşlı bir erkekle karşılaşıldığında önü-yolu kesilmez, o geçtikten sonra yola devam edilir.

Gelenek Akşamları, geceleri, saçak ve çörten altından geçmeyi, su dökmeyi(serpmeyi); kucakta çocuk ile gezmeyi iyi saymazlar, küçük çocuk ile bir yere gidip-gelirken çocuğun koynuna ekmek parçası koymayı iyi sayarlar.

Gelenek Askere gidecek gençler gitmesine 15-20 gün kala yakınları, komşuları, sevenleri tarafından yemeğe davet edilir, giderken de uğur parası diye harçlık verilir. Askere gidecekler topluca Emirdede türbesinde hayır hümmet dualarıyla, iyi dilek ve temennilerle köylü tarafından uğurlanırdı.

Gelenek Düğünlerde gelin baba evinden alınırken "kapıtutma" yapılır. Damat tarafı kapı tutana kapıyı açması için para verir, kapıyı açtırır.

Gelenek Gelin baba ocağından ayrılırken ağıtlar, yanık maniler; BAŞÖVME denilen dokunaklı türküler işin ustalarınca söylenir. Çok önceden atla, daha sonraları traktörle, şimdi ise otomobille gelin Emirdede türbesine götürülüp dua edilir.

Gelenek Gelin damadın evine gelince arabadan inmez, aile büyüklerinden hediye (altın, para..vb) alır. Eskiden gelin attan inince eve girmeden, kayınbaba ile kayınvalide güreştirilir, ordakilerin yardımıyla kayınbaba yere yıkılırdı. Bu o evin şenlendiğini göstermenin yanında, kadının çok değerli olduğunu, üstün tutulduğunu da gösterir. Gelin kapı eşiğinden girmeden önce, yukarıdan (dam başından) seğmenlerin arasındaki damat içinde buğday ve bozuk para karışımını gelinin başına serperdi. Bu bereketli olması için yapılan bir adetti. Damat ve arkadaşları eğlenmek için hazırlanan yere geçerlerdi. Gelin eve girince düğün bitmiş olacağı için bayraktar, bayrağın direkten (sırıktan) inmesi için düğün sahibi ile bahşiş konusunda pazarlık yapardı. Anlaşma sağlanınca, bir tavuk kesilip (kan akıtılıp) bayrak direkten indirilerek, düğün son bulurdu.

Gelenek Gelin eve girince kucağına küçük bir çocuk tutuşturulurdu, böyle sağlıklı çocuklarınız olsun dileğiyle. Eve girerken testi, güğüm devirtilirdi(devamlı bereketli olasın dileği anlamındadır).

Gelenek Damat ve arkadaşları için hazırlanmış evde eğlence, damat gelinin yanına uğurlanana kadar devam ederdi. Gerdek sonunda bir el ateş edilmesi de adettendi.

Gelenek Evlenen erkekler eşleriyle babalarının yanında otururlardı. Gelinle kayınpederi fazla yüz göz olmazdı, ilişkide esas olan kayınbabaya saygıydı. Akşam kayınbaba yatmadan gelin yatmaz, kalkmadan kalkardı.

Gelenek Son yıllarda gelenek ve göreneklerimizde zamanın gerekleri ve anlayış farklılıkları sonucu pek çok değişiklikler olmuştur.

TEKEYÜZÜ EĞLENCESİ:
Uzantısı OrtaAsya Türklerine kadar uzanan bu görenek, son yıllara kadarda devam etmekte idi. Artık devam etmeyen bu eğlencede köyün genç ve orta yaşlıları toplanıp, şu şekilde bir eğlence düzenlenirdi. Önce iki genç seçilir ve bu gençlere gelin kıyafeti giydirilir, bir adam dede, bir adamda eli sopalı arap olurdu. Bu grup önde, insanlar arkasında kapı kapı gezerken biri kaval çalar, gelin kıyafeti giyenlerde oynardı. Gezilen kapılardan bulgur, yağ, para toplanırdı. Köy odasında veya uygun bir evde satılan bulgurun parasıyla alınan davar(koyun veya keçi) kesilir, pilav pişirilir, helva yenir, eğlenilirdi. Bu eğlenceye genelde askerliğini yapmış olanlar katılırdı. Çünkü askerliğini yapmamış olanlara tam anlamıyla olgunlaşmış gözüyle bakılmazdı. Ama bu gençlerinde yol yordam öğrenmesi için, eğlenceye katılmalarına izin verilirdi. Eğlencede ziyafet hazır olana kadar türküler söylenir, oyunlar oynanırdı. Sırasını savmayanlara, kurallara uymayanlara ceza verilirdi, jandarma-hakim oyunu oynanırdı. Kısaca gençler çok eğlenir, güzel vakit geçirirdi. Bu eğlenceler sosyal ilişkilerin güçlenmesinde, insanların birbirleri ile kaynaşmasında çok önemli rol oynarlardı.

İMECE USULÜ YARDIMLAŞMALAR:
İmece, köyün yol-su vb. ortak kullanıma açılacak işlerinde her evden bir adamın katılmasıyla, adam yoksa veya katılamıyorsa o hane maddi gücüne göre köy heyetine parasal yardım yapmak zorundadır. Bu parayı da vermiyorsa, muhtar ceza yazmak suretiyle bu dengeyi ve adaleti sağlamaya çalışırdı. İmece usulü ile köyde çok verimli işler başarılmıştır. Fakirlere olsun, başına bir felaket gelenlere olsun yardımcı olmak Türk toplumunun doğasında mevcuttur, köyde de buna dikkat edilirdi. Bu durumda olanlara hasatta olsun, diğer konularda olsun yardım edilirdi. Fakat ne yazık ki, günümüzde bu yardımlaşma duygusunda da zayıflamalar olmuştur.

MİSAFİRE RAĞBET:
Bilindiği gibi Türk adetlerinde misafir çok önemlidir. Köy halkından birisi uzun süre köyden ayrı kalmışsa, köye gelişinde, hoş geldin demeye gidilir, evlere davet edilirdi. Misafire mutlak bir sevgi, saygı ve rağbet gösterilir. Köyümüzde öğretmenlik yapanlarda misafir kabul edilip elden geldiğince rahat ettirilmeye çalışılırdı. Çocuğu olan olmayan herkes tarafından saygı görürdü. Yetiştirilen sebze, meyve hediye gibi verilirdi.

YARMA-BULGUR-EKMEK YAPMAK:
Yarma, beyaz, yumuşak buğdaydan yapılır. Buğday akarsuda çadır üzeride yıkanır, güneşte kurutulur, taş dibekte (havanda) ıslatılarak ağaç tokmak ile dövülür. Tekrar kurutulur, kabuğu esen yelde savrulur, taş üzerinde ovularak tekrar yıkanır, ayıklanır ve isteğe göre el değirmeninde çekilir. Kırık yarma olur, çekilmez ise bütün yarma elde edilmiş olur. Bu işlemlerden sonra yarma yemeye hazır hale gelmiştir.

Bulgur, sert buğdaydan yapılır.(Eskiler sert buğdaya kunduru derdi.) Burada da buğday yarma yapımında olduğu gibi yıkanır. Kazanda su içinde kaynatılır. Ekinin (buğdayın) bu haline "hedik" denir. Bu işlemden sonra kurutulur, kurutulan hedik taş dibekte kabuğu kavlayana kadar ıslatılarak dövülür. Kabuğu rüzgar yardımıyla ayrılır. Ayrılan kabuklar(kepek)dan yastık yapılırdı. Dibekten çıkan ekin kurutulduktan sonra ayıklanır, taştan yapılmış el değirmeni ile kırılarak bulgur haline getirilir.

Bazlama, yapmak için köyümüzde tandır kullanılır ve hemen hemen herkesin bir tandırı vardır. Bazlamaya, hamur içine maya katıldığı için mayalı da denir. Bazlama sıcakta uzun süre dayanmadığı için yaz aylarında daha az miktarda yapılır ve çabuk tüketilir. Ekmek olarak şebit(yufka) yapılmaktadır. Fakat şebit bazlamaya göre daha zahmetli olduğu için 3-4 kadın ortaklaşa yapar.

ÇERÇİ VE ÇITAKLAR:
Çerçi, 40-50 yıl önceleri köy odalarına çerçi denilen ihtiyaç malları satan insanlar gelir, para, ekin, yumurta karşılığında ticaret yaparlardı. Mallarını taşımak için eşek ve katır kullanırlardı. Akşam geç vakte kaldıklarında, köy odasında yatarlardı.

Çıtaklar, orman bölgelerinden, katırlara sarıp tarım aletlerinde kullanılacak malzeme getirir, para ve ekin karşılığında satarlardı. Özellikle teker ekseni, yaba, dirgen, boyunduruk satarlardı. O günlerde hayat şartları çok daha zordu. İlçeye gidip gelecek doğru dürüst bir yol, kullanacak bir araç (araba, traktör..vb) yoktu. İnsanlar oldukça fakirdi, tek geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı.

Tezek kesme, Kemre:
Tezek: Kışın ısınmak için hayvanların gübresi biriktirilir, yaza doğru (mayıs, haziran gibi.) çemberlerin(kasnak) içine doldurulur. Çiğnendikten sonra kalıp haline getirilir ve kurutulduktan sonra yakacak olarak kullanılırdı. Kemre: Tezeğe göre kemre, daha fazla ısı veren, daha dayanıklı bir yakacaktır. Ahır ve ağılların tabanı kazılarak, kalıplar halinde sökülür, buna "kemre" denir. Ayrıca ısınmak için kurumuş ağaçlar da yakacak olarak kullanılırdı.

KORU BOZMA:
Köyümüz arazisinde meşe odunu bol olduğundan, orman dairesinin izniyle kesime açılan yerlerdekiler katılanlar tarafından kesilir; kura çekerek paylaşılır ve yakacak olarak kullanılırdı. Meşelerin bulunduğu arazi engebeli ve kesim zor olduğundan herkes bu kesim işine katılmazdı. Daha önceleri baltayla kesilip, eşekle ve kağnılarla taşınırdı; artık motorlu hızarlarla kesilip traktörlerle taşınmaktadır. Ama günümüzde genellikle yakacak olarak odun ve tezek yerine, ağırlıklı olarak kömür kullanılmaktadır.

DELLAL:
Köyümüze elektrik 1981 yılında gelmiş ve bu tarihten sonra duyurular camideki hoparlörden yapılmaya başlanmıştır. Elektriğin olmadığı zamanlarda ise anons edilecek konuyu köy bekçisi köyün farklı yerlerinde "Eyyyy. ahali.." diye bağırarak duyururdu. Bu duyurulardan en sevindirici olanlardan biride, Yalıngazi veya Tekkeye gidileceğinin haber verilmesiydi. Bu duyuruyu alan köylü akşamdan hazırlıklara başlar, sabah erken kalkıp sevinçle giderdi. Tekkede kesilecek birlik kurbanı önceden alınır, tekkede dualandıktan sonra tekbirle kesilirdi. Kesilen kurban pişirilip, topluca yenirdi. Bu ortak yemek için bütün köylü katkıda bulunur, kurbanın parası da köy odası denilen bir alanda erkeklerden toplanırdı. Kurban alındıktan sonra artan para köyün ortak mallarına ve hayır işlerine harcanırdı.

Bayrak EkmeĞİ:
Düğünün başladığı ilk gün sabahı (genellikle Perşembe günüdür) verilen yemektir. Yemek sonunda düğün sahibine destek olmak için, maddi manevi yardım edilir.

Uncular:
Düğünün ikinci günü özellikle komşu kadınlar düğün evine yiyecek getirir. İşte bu yiyecek getirenlere "uncu" denir. Düğün sahibi gelen uncuları, davul zurna ile karşılar, sevgi ve saygısını bildirir.

HALAY, SİNSİN VE KAŞIK OYUNLARI:
Köyümüzde, düğünlerde davul zurna eşliğinde mahalli oyunlar oynanır. Düğünlerin keyifli geçmesinde oynanan oyunlar çok önemlidir ve oyunlara katılan oldukça fazladır. Adetlerimizde, iki tip halay vardır, bunlar iki ve üç ayak olarak tabir edilir. Üç ayağın daha ağır bir ritmi vardır. Halayın bir yerinde davul sesi kesilir sadece zurna eşliğinde türkü söylenir ve akabinde hareketli kısma geçilir. Bu hareketli kısım bittikten sonra özellikle halay başı çeken kişilerce ve diğer bazı oyuncular tarafından davulcuya "PARSA" adı verilen bahşiş verilirdi. Sinsin, akşamları geniş bir alanın ortasında yakılan ateş etrafında, usulüne uygun olarak, bir kişinin davul, zurna havasına göre dönmesi, onu çembere alan gruptan bir kişinin onu tutmak istercesine üzerine koşması ve bunun sırasıyla tekrar etmesi şeklinde oynanan bir oyundur. Genelde sinsin oyunlarında Köroğlu ve Ankara havası denilen hareketli havalar çalınır.

BAŞLIK PARASI, SÜT HAKKI, KARDEŞ, BACI, EMMİ, DAYI, HALA, TEYZE YOLU:
Eskiden söz kesilirken veya nişan takılırken, başlık parası ve yol hediyeleri konuşulur, karara bağlanırdı. Yakın zamana kadar devam eden başlık parası uygulaması günümüzde kalkmıştır. Son yıllarda bazılarınca, süt hakkı denilen bir miktar para alınıp-verilmesi şeklinde yakında kalkacak gibi görünmektedir. Bazı düğünlerde de, damadın maddi durumuna göre yol denilen bir takım hediyeler aldırılmaktadır. Umarız ki, insanları maddi olarak zorlayan bütün adetler zamanla uygulamadan kalkar.

ÜstÜste Çık